Hayat Diyeti: Sadece Ne Yediğin Değil, Neye Maruz Kaldığın
- Esra Kalincik
- 5 Oca
- 2 dakikada okunur
“Diyetteyim” dediğimizde aklımıza genelde tabak gelir. Ne yediğimiz, ne kadar yediğimiz, neyi kısıtladığımız… Ama çoğu zaman gözden kaçan bir şey var: Zihnimizi ve duygularımızı besleyen şeyler de birer “alım”.
Gün içinde ne izlediğin, ne dinlediğin, ne okuduğun, kimlerle zaman geçirdiğin… Bunların hepsi psikolojik bir diyetin parçası. Ve çoğu zaman, yediklerimizden çok maruz kaldıklarımız bizi etkiliyor.
Zihin, ayırt etmeden beslenir. Sürekli felaket haberleri izleyen bir zihin, dünyayı güvensiz algılar. Devamlı kıyas içeren içeriklere maruz kalan biri, kendi hayatını yetersiz hisseder. Negatif, sınır ihlali olan ilişkiler içinde kalan bir insan, zamanla bunu “normal” sanmaya başlar.
Bu bir zayıflık değil.Bu, beynin çalışma şekli.
Araştırmalar gösteriyor ki; maruz kalınan içeriklerin duygusal durumu doğrudan etkilediği çok net. Örneğin Verduyn ve arkadaşlarının (2017) yaptığı çalışmada, sosyal medyada pasif şekilde vakit geçirmenin depresif duyguları artırdığı; buna karşılık daha bilinçli ve sınırlı kullanımın psikolojik iyi oluşu desteklediği gösteriliyor. Yani mesele sadece “çok mu az mı” değil, nasıl ve neye maruz kaldığın.
Benzer şekilde, Baumeister ve Leary’nin (1995) “belongingness” kuramı, insanın psikolojik olarak en temel ihtiyaçlarından birinin sağlıklı sosyal bağlar olduğunu söyler. Sürekli eleştiren, küçümseyen ya da sınır tanımayan ilişkiler içinde kalmak; zamanla kaygıyı, değersizlik hissini ve tükenmişliği artırır.Bu da duygusal olarak “düzensiz beslenmeye” benzer.
Yani evet, hayat diyeti diye bir şey var. Ve bu diyet;
– Ne izlediğin
– Ne dinlediğin
– Ne okuduğun
– Kime kendini açtığın
– Kimin yanında sustuğun
– Neyi normalleştirdiğinile şekilleniyor.
Bu noktada mesele her şeyi kesmek, herkesi hayatından çıkarmak ya da sürekli “pozitif” olmak değil.Gerçekçi olan şu:Her şeyden biraz ama sana zarar vermeyecek kadar.
Psikolojik iyi oluş, küçük ve bilinçli kısıtlamalarla başlar.
Bazı hesapları sessize almak.
Bazı sohbetleri uzatmamak.
Bazı dizileri izlememek.
Bazı insanlara her şeyi anlatmamak.
Bunlar kaçmak değil.
Bunlar kendini korumak.
Bu hafta kendine şu soruyu sorabilirsin:
Hayatımda zihnimi en çok ne yoruyor?
Ve bunu biraz azaltmam mümkün mü?
Kaynakça
Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529. https://doi.org/10.1037/0033-2909.117.3.497
Verduyn, P., Ybarra, O., Résibois, M., Jonides, J., & Kross, E. (2017). Do social network sites enhance or undermine subjective well-being? A critical review. Social Issues and Policy Review, 11(1), 274–302. https://doi.org/10.1111/sipr.12033




Yorumlar